1 Oca 2010

Cesaretsiz Bir Mevsim


Nefes alıp verişlerin korkak,
Sesin cılız ve biraz da ürkek,
Sanki yavan tüketmişsin onca saati...

Eylül...
Vazgeçemediğim, isyan ettiğim, ama hep sustuğum.
Sarı gölgelerde menekşe kokusu acımasız,
Karanlığa siper ediyor göğsünü sanki güller.
Bulamadığım can çekişmelerim...Nerdesiniz?
Ben suratımı cilalayan hıyanet rüzgarı istiyorum.

Eylül...
Başka adımları sen zannetmelerim,
Kapıya koşuşum ve hayal kırıklığına uğrayışım.
Elden düşmek eski, görgüden eksik,
Senden başka yağmurda ıslanmak bana günah!
Taksim taksim ruhların şuursuz cinneti,
Kaybettim nefreti, acizliği ve kimsesizliği.

Eylül...
Gece siluetinde ki gündüzlerde kayboluşum,
Siyah takunyaların koro halinde söyleşileri.
Altın kafessiz bülbül cinayetleri,
Yokluğunda yaptım her şeyi...Aklım firari!
Islatıp kurut beni, sonra teslim et,
Yanarım yokluğunda bensiz solan dallarına.


Eylül...
Kimin adını söylediğim kulağına,
Saçların oyun bozan sonbahar rüzgarını anımsatır.
Dudağın telaşsız en az gözyaşların kadar taze,
Hayat bedelini erken ödemiş çocuksu yüreğin.
Bezgin, kararsız, kimliksiz bıraktım seni.
Essem mi, yağsam mı diye düşünmelerin bundan!


Eylül...
Bırak artık gideyim başka mevsimler yaşamaya,
Bilmeni isterim hiç unutmayacağım sarı rengini.
Tanrının gözyaşları paklar acılarını.
Çoğul gölgelere dalmaktayım sen ağlarken,
Aralık beni bekler yağmur sonrası.
Bozuk fişekler misali saçmalıyor mantığın,
Eylülde aşk yaşanmazmış oysa!...
...Gördüm, bildim, yaşadım....

18 Kas 2009

Kör Saltanat

En cılız aşkların kahreden hissizliği

Yakışsa da suskun hamlelerin

Hiç doğru şıkka konduramadın noktanı

Bilinmez bi dörtlüğün efkarlı şairi

Yazdıklarından kendinden başkasının haberi olmayan

Deli bi cümlenin imla hatasısın sen

Yangın çıkarken is karası gözlerin dumana cevirirdi beni

Verdiğim son nefeste dilimde koşan aşkzede mağduru

Cesaretliliğimiz yalnız bize yetmedi

Yokluğun damarlarını çatlatan suskunluğum

Niye gevezeliğe döküldü tüm kelimeler?

Ardın sıra bakamamıştım oysa...

Her şarkıda bulduğum detone sesimdin

Bıkmadan söylemeye yemin etmiştim

Ömür dediğin kıssa, bi bahar esintisiymiş aşkta

Yaşam ipini ben çektim sonunda

Şimdi yaşasanda

Hala yaşıyorum desende

Yanılgılarının kölesi olmuşşsun

Seni ben azad ettim

Yalnızlığının pencereye karaladığı ismim kadar yersiz bu cümle

Belki de söylemek için çok geç kaldım sana

Ama eksilmeyen nefesimden kestiğim korkum

Seni hala seviyorum

Hangi buğuya işlersen işle beni

Kalbime işlediğin düğümün çözülmeye niyeti yok

Sensizlik kör bir saltanat elimde

Yalnız kendime hükmüm geçiyor

Deli divane kalbimde...

ToPRaK

Kasım 2008

15 Kas 2009

Cam Kenarı Yalnızlık

Geceyi soframa davet eden ıslığı çalıyorum. Duydum ki; çok özlemiş beni! Loş bir koridorun bitiminde bulunan, siyah kunduralarımın altından küçük bir kağıt parçası çıkıyor. Anlık duygularla perçinlenen dizeleri okumaya koyuluyorum…

Baba beni sevsene,
Hadi öp beni.
Bu sabah uyandığımda,
İlk seni göreyim karşımda…
Sigara dumanından önce,
Teninin kokusu gelsin burnuma!

Ömrüme susan, sokak paçavralarını yutuyorum. Yavan ekmek yemek gibisin sevda! Huyun kurusun.. Hani küçük bir kız çocuğuna:

‘’Seni oğluma alacağım.’’ derler…

Kız çocuğu delirir. Domates yanakları kızarır, bozarır. Oysa küçücükken bilmez! Akan burnunu temizlemeye gücü yetmezken, sevdanın buhranına gömülme endişesini iliklerinde hisseder. 

Musalla taşı diyordu,
Musalla taşı ya da gökyüzü!
Romeolar çıktı şimdi,
Mecnun olmak koydu bizimkine.
At, arpa, soğan, çamur,
-du…
Ferrari, hamburger, kestirme aşklar oldu…
Romeolar icat oldu şimdi!
Ve Leylalar üzgün…

Yalnızlık demleniyor, birazdan aşkı içeceksiniz. //ah nerde!// Bu bir çok sesli korodur. Medar-ı iftiharınız, birazdan salya sümük hıçkırıklara boğulacak. Ben ağlattım! Kestane şekeri tadında ara gazlarınız onu bu hale getirdi. Delilik bu! Biliyorum… Ben zaten deliyim; anlayamadınız mı? Hayatın çekilmezliğinden çok, onu çekilir kılan birilerinin olmasını istiyorum. //peki o halde// At şekerini çayıma ve sakin sakin karıştır…(afiyet olsun)

Filozoflar ve yazarlar,
Aşkı öğretmişler!
Onlar nasıl öğrenmişler?
Benim doğrularım var,
Ezemem bir daha…
Dedikçe;vuruldum sana.
Başlığında ıskaladın,
Girişte bir yerlerde tükendi mühimmatım.
İlk paragrafta yaralandım,
Sonuca gelmemiştim ki henüz daha…
Düştüm yere devrik bir cümlenin sonunda.!

Pisikopat duygularım ergenleşti. Hacıyatmazlar sırf bu nefrete gölge düşürmemek uğruna, ters dönmeyi yeğledi. Gece, sus konuşma! Tüm kızkaçıranları, sen attın eşik dibime. Beni, cam kenarı yalnızlıklara gark ettin. Siyam kedileri hüznümü pisletiyor! Kozmik sırların izdüşümünde, gönlümü ayyaş ruhuna meze yapıyorum. Ağzını şapırdatman, ağaç dallarını tiksindiriyor… Susmalısın gece! Şaka gibi bir güne, senin bestelediğin monoton bestelerle uyanmak istemiyorum.

Bir bebeği çıngırakla avutmak gibisin! Beşiğinin başında, sana saatlerce sevda masalları anlattım.//daha uyumadın mı?// Elbette uyumaya yeltenen, uysal organlarım var. Ama, fındık kabuklarıyla diş kovuklarımda saklambaç oynamak daha işime geliyor. Biliyorum..! Seher vakti, uyumadığımı görünce seni azarlayacak. Şimdi yarasın//larla uyuyup, aşk sarhoşu olarak uyanmak istemiyorum. Hani senin bir alacakaranlığın var… Bana, onu anlat. Buğuz yapma gece..!

Nadir kazığı bu benimkisi!
Ensesine yel üflese,
Çağlayan olup kükrer dereleri.
Çemenim benim…
Tekerleme gibisin ey hayat,
Utanmaya ne hacet;
Yüzsüzce çalıyorsun endişemi.
Sonrası..
Sorumsuz yeni nesil gençliği!

Bak gece! Evren, yüzümüze şavkını yansıtıyor. Seni, çaldığım ıslıkla derdime ortak ettim. Bu, sorgusuzca çözümlendirilmiş bir denklemdir. Hani yaşamak zor geldiğinde, boylu boyunca uzanacaktık. O bozuk aksanlı şarkılardan dinleyecektik. //seni di(n)ledim// 

Şimdi sen ufukların ardında hapsettiğin güneşi serbest bırak. Bende yatağıma uzanıp, rüyalara dalayım. //Portakal kabuğundan yelkenlerimle, ebruli düşlerdeyim. Ela ela özlemlerimle yalınayak yürüyorum.// Gitmelisin gece! Tek gecelik aşktı bu! Şanına yakışır cinsten sona ermeli. Hoşça kal yüreğime…

--Ay deli bir aşkın kudretinde, sicim sicim karanlığa dökülürken--